Zavallı insanlar sözünün bir değeri olan ve sözünün arkasında duran bir yöneticisi var sanıyordu:
"Para, tıpkı bayrak gibi tıpkı milli marş gibi bir ülkenin gücünü itibarını bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı milletin itibarıdır."
https://twitter.com/rterdogan/status/175170838490918912
Çok kısa bir sürede ülkenin gücünün, itibarının yarısından fazlasının yok olmasına seyirci kalanla bu lafı sarf eden aynı mıydı?
Üzerinden bir yıl geçti. 20 Aralık 2021 operasyonun hakkında Alaattin Aktaş'ın yazısından bir bölüm:
Merkez Bankası ve kamu bankaları piyasaya girmiş ve tüm güçleriyle döviz satmaya başlamışlardı.
Dövizin belini kıran bu satıştı.
Üç beş gün önce, hatta kararın açıklandığı 20 Aralık Pazartesi günü dövize hücum etmeye adeta yönlendirilen vatandaşın da beli kırılmıştı!
Sürekli olarak faizin düşürüleceği söylenerek döviz almaya itilen ve özellikle 13-20 Aralık haftasında çok yüksek fiyattan döviz alan vatandaş 21 Aralık sabahı adeta şoka girmişti. Ve o şoktan da kolay kolay çıkılamadı.
Bir yıl önce 18’e yakın kurdan, hatta 18’in üstünden dolar alan vatandaş yeniden bu düzeyi görmek için sekiz-dokuz ay beklemek durumunda kaldı. Reel olarak çok büyük bir kayıp söz konusuydu.
“Çarpılan küçük yatırımcı oldu”
Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin doların 18’in üstüne çıkıp ardından 11’lere kadar gerilemesinden sonra yaptığı açıklama da çok tartışıldı.
Nebati bu hızlı dalgalanmadan zarar görenlerle ilgili olarak “Çarpılan küçük yatırımcı oldu” dedi.
Öyleyse çarpan kim?
Peki, bir çarpılan varsa, çarpan kimdi?
Dövizin hızla yükseleceğine ilişkin dolaylı yoldan mesajlar verenler miydi?
Daha da önemlisi niye böyle yapılmıştı ki? Niye sonunda vatandaşın zararlı çıkacağı bir adım atılmıştı ki?
20 Aralık akşamı açıklanacak kur korumalı mevduat o gün akşamüstü akıllara gelmiş olamayacağına göre anlaşılan üstünde uzun süre tartışılan bir düzenlemeydi. Bu düzenlemenin Merkez Bankası ve kamu bankalarının döviz satışıyla desteklenmesi ve böylece dövizin gerilemesinin sağlanması da amaçlanmıştı. Bu konuda kamuoyuna küçük ipuçları verilerek, hatta sızdırılarak vatandaşın dövize hücum etmesi önlenip daha sonra zarara girmesinin önüne geçilemez miydi?
Sahi bütün bunlar niye yapılmadı da vatandaş büyük bir zarara uğradı?
Yoksa dövizin iyice tepeye çıkması özellikle mi istendi?
Ya da 20 Aralık’ta döviz zirveye çıktığında yüklü satışlar yapanlar var mıydı?
https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/buyuk-doviz-operasyonunun-yildonumu-kutlu-olsun/677545
Elbette "çarpma" 20 Aralık 2020 ile sınırlı kalmadı: Sonrasında geçen bir yıl boyunca patlayan paranın paçavraya döndürülmesi neticesini verecek nükleer enflasyon bombası karşısında emeğinin karşılığı olan parasını koruyacak yer bulamayıp emlak, otomobil ve her türlü mala yönelik ölçüsüz alımlar... Allak bullak olan piyasalar, korku ve şaşkınlıkla ne yapacağını bilemeden bir yoksulluk çukurundan diğer açlık gayyasına yuvarlanan kitleler...
Ekonomi alanında doksan dokuz düşmanın yapamayacağı zarar, halkın kendi elleriyle seçtiği kimselerce yapılabilir miydi? Bu nasıl mümkün olabilirdi? Faizi düşürdük derken "faiz lobisinin karının 5 katına çıktığını, devletin borç faizinin anapara miktarını geçtiğini, cumhuriyet tarihinin rekor miktarda faiz ödemelerinin 2022'de yapıldığını" nasıl olsa halka anlatabilecek bir ekonomist, açıklayabilecek etkili bir medya bulunmaz diye düşünüldü. Dış güçleri, marketleri, savaşı, pandemiyi suçla... Utanmaz bir suratsızlıkla, en ağır hakareti hak edecek davranışlar sergileyenler, yaptıklarını öğünülecek bir şeymiş gibi anlatırken halkın tamamının idiot olduğunu varsayıyor olmalılar. "Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler." Bütün bunlar kanunların suç saydığı işlerden birine bile karşılık gelmiyorsa o kanunlar kesinlikle baştan yazılmalı...
Devlet de bunları yapmaya cür'et edenleri, analarından emdiği sütü burunlarından getirecek cezaya çarptırmalıdır.